Feb 2, 2011

Train Your Mind For Strategy Online

Internet has now become a huge repository of knowledge and sharing device in the world we live in, This is eventually changing the way our minds process information. It is not only an interesting topic to think about, we can/should also analyze this and use the technology and the new world order to our advantage. Human mind is agile, can be attuned to most new situations and has evolved to process a certain kind of information flow. This is beginning to change now, anyone and everyone can share bits and pieces of information and anyone can read that info if it comes up. The longer and more detailed articles get, they are being read less and less. If there is a limit to the information one can share, surprisingly, it seems to get more popular such as Twitter.
When we read online we are less likely to remember or value the information we see. If you know you can look it up on Google anytime & anywhere you want on your iPad, you are less likely to save it in your biologic memory. On the other hand you can process smaller information more selectively and come to faster conclusions. Mankind has created different ways to train the mind throughout the history with advancements. They have created the game of "chess", philosophers gave deep thoughts to strategics and now there is a massive information bank as close to you as your phone. Why not use that to do a couple brain teasers, have fun and practice to think strategically.
Strategic battle
Strategic battle
Here's a few ideas to do so
Step 1: Find sources that will quickly tune you into figuring out the rules, allows you to make up your own strategies and there are even fun ways to do so! Play this tower defense game or Warlords game if you haven't done so before and try to work these escape games out. This is much better than mindlessly watching Youtube or reading Twitter.
Step 2: Find out more sophisticated communities such as chess players. Some of the greatest chess players are online and sometimes available to play.
Step 3: Contribute. You must have a lot of things to share too, and when you share yourself, you get more familiar with the information and reduce the risk of not remembering.
Step 4: This is also another fun way; MMO's (Mass Multiplayer Online). DarkOrbit, SeaFight or Battlestar Galactica, are very good ones to try and actually very complicated and strategic formations. You can build up your own strategy and compete it with other people's. There will always be someone better than you and what else can better improve your strategic planning skills.

Jan 28, 2011

Zeitgeist III : Moving Forward Official Release




Website:
http://www.zeitgeistmovingforward.com
http://www.zeitgeistmovie.com

Release Map:
http://zeitgeistmovingforward.com/zmap

$5 DVD:
http://zeitgeistmovingforward.com/dvd

Movement:
http://www.thezeitgeistmovement.com

Jan 10, 2011

Dünya Politikaları

2. Dünya savaşı öncesi ve sonrasında dünyanın değişen politikalarına son zamanlarda ilgi duymam ve katıldığım bir kaç seminer ve sunumdan çok etkilenmem dolayısı ile öğrendiklerimi ve düşüncelerimi ekşisözlük ahalisi ile paylaşmayı uygun buldum. Bir yere yazılmadıkça uçup giden gerçekler olmasının yanı sıra bence Türkiye’nin bu çevredeki etkisi ve kullanılması da bizim tarafımızdan bilinmeli, en azından fikir sahibi olunup üzerinde düşünülmeli.

Dünya devletlerinin nihai amaçlarının, toplulukların gezegen içinde aradıklarının ne olduğunu tam olarak bilmek elbette bana düşmez, hatta hiç kimsenin de bunları kesin olarak bilebileceğini düşünmüyorum. Konu üzerinde analiz yapabilmek için bile üst düzey akademik bilgi ve araştırma gerektiğinin farkındayım. Dolayısı ile "benim burada yazdıklarım doğrudur", "Olaylar şu sebeple böyle" demek gibi bir amacım olmadığını, yalnızca naçizane fikirlerimi paylaştığımı en başından yazayım ki, siz de düşüncelerinizi ekleyin. "Bu kısım saçma", "bu yazdıkları bence doğru bu çocuğun" vs diye kendi içinizde düşünün.

Bireylerin ve toplumların dünya tarihinin en başından beri en önemli amacı, diğer toplum ve bireylerden üstün olmak, kaynaklarını kendi yararlarına kullanmaktır. Bunu sağlamak için çeşitli yöntemler kullanılmış tarihte. Özellikle ekonomide kullanılan, `george akerlof` tarafından literatüre sokulmuş `asimetrik bilgi` diye bir kavram vardır. Daha önce de duymuş olduğunuz, "bilgi ve bilgelik en önemli hazinedir" önermesini de biliyoruz. 1970'te literatüre sokulmuş asimetrik bilgi daha çok ters seçim, temsilcilik sorunu ve piyasaların manipülasyonu gibi ekonomik terimlerle özdeşleştirilmiş olmasına karşın aslında hayatın her noktasında karşımıza çıkar aslında. Kapsamlı bilgiye sahip olmadan önümüze sunulan önermeleri kabul etmek daha kolay gelir bize, bu da toplama bakıldığında çok önemli etkiye sahiptir biz fark edememiş olsak da. Size lisede, belki de ortaokulda "mutasyonlar asla ve asla organizma üzerinde pozitif etkiye sahip olamaz" diyen fen bilgisi / biyoloji öğretmeninizi hatırlayın. Grip virüsünün mutasyonlarla etkisini sürdürdüğü bilgisine sahip olmadığınız için, "Çernobil patladı mutasyonlu çayları gömdüler, öyleyse hoca haklı" demiş olmanız kaçınılmazdı o yıllarda belki.

Bu ve bunun gibi birçok yöntem kullanılarak toplumlar belirli ideoloji, düşünce akımlarına mahkûm edilmişler tarih boyunca. Bunlardan en önemlisi de din. Din ve cezalandıran/affeden yüce yaratıcı bilgisi bize doğduğumuzdan itibaren ilk sunulan bilgilerden biridir. Bu bilgi birçoğumuzun hayatını temelden etkileyip değiştirmesinin yanı sıra, kendi kendini güçlendiren yapısıyla (etraftakileri de etkileme eğilimi, dogmatizm, bilinemeyen ceza ve ödül vs.) toplumları etkisi altına almakta zorlanmamıştır. Burada kilit iki nokta var; birincisi, Din'in insana sunduğu bilgilerin, sunucu tarafından bilinmesine gerek olmaması, ikincisi ise sunulan ilkin bilginin kendi kendini güçlendiren ve sunucularının da inandırılması ile kendi kendini yayması.
Şöyle bir örnekle açıklamaya çalışayım; Ateşi keşfeden bir toplulukta yaşayan bir yerlisiniz diyelim ki. Ateşi gören kabile inanılmaz şaşırmış durumda, ellerini uzatıp acı çektiklerini ama aynı zamanda ısı, ışık kaynağı olduğunu fark etmişler. Ateş kullanılıyor ama bir açıklamaya da ihtiyaç var. Daha önce olmayan ateş artık kabilenin hayatını sonsuza kadar değiştirdi. Sizin de ateşin ne olduğuyla ilgili hiç bir fikriniz yok hatta aynı merak ve heyecanı siz de hissediyorsunuz. Ancak kişisel bir amacınızdan dolayı (yeterli yemek alamamanız, istediğiniz kadına sahip olamamanız vs.) ateşin ne olduğunu açıklayabileceğinizi söylediniz. Yeterli rol yapabilme ve etkileyici belagat yeteneği ile toplumu kendinize inandıracak bir konuşma yapabilecek durumdasınız ve onlara; “ateşin tanrının bir işareti olduğunu”, “onu açıklamanız için tanrının dün gece sizi seçtiğini”, “artık sizin eski siz değil tanrının elçisi olduğunuzu”, “tanrının ateşi verdiği gibi geri de alabileceğini, sizi cezalandırabileceğini ve isteklerini sizin vasıtanızla ileteceğini” transvari bir durumda anlattınız. Artık toplumun şamanı sizsiniz, en güzel yemekler ve kadınlar sizin, hatta bu fenomeni gören diğer topluluktan insanlar da köyünüze akın edip size hediyeler getiriyorlar. Bunun üzerine siz de dediniz ki, ateşi dünyaya yaymak kabilenizin ve takipçilerinizin tanrı tarafından verilmiş görevidir. Tanrının sizin vasıtanızla ilettikleri bütün dünyaya iletilmelidir, tanrı ateşi görenleri bununla sorumlu tutmuştur. Herkes ateşi görmeyen birine tanrı kelamını anlatmakla yükümlüdür. Elçiler seçtiniz en fanatik müritlerinizden, onlar da size bütün kalpleriyle inanmakta ve ateşin bilgisini yaymaya hayatlarını adamaktalar. Artık kazandığınız her üye sizin köyünüzün daha güçlü olmasına sebep oluyor, siz yeni vahiylerle daha da güçlendirebiliyorsunuz siyasi gücünüzü. Siz öldükten sonra da devam eden akım, artık çok büyük bir alanı kapsıyor, karşı gelenler cezalandırılıyor, ateşin dinini yaymak için ordular kuruldu. Verdiğiniz ilkin mesajın da çok önemi kalmadı çünkü takipçileriniz, anlatılanları yayarak siyasi güçlerini artırabileceklerini fark ettiler, devletler oluştu, imparatorluklar.

Benim hayal gücüm çok da geniş değil aslında, bu abartılı ve uzun hikayede ateşin yerine dinlerin cevapladığı, bilinemeyecek bilgileri koyun; "ölünce ne olacak?", "ben neden buradayım?". Aynı etkiyi elde etmeniz işten bile değil. Bu kadar şeyi konuyu şuraya bağlamak için anlattım. Avrupa'da 15 ve 16. Yy’daki reform ve Rönesans hareketlerinden sonra kitleleri yönlendirmek için kullanılan bu güç önemini yitirmeye başladı. yaşadığımız yüzyılda ise neredeyse yok olmak üzere. Ama kitleleri yönlendirmenin farklı yöntemlerini buldu insanoğlu. En önemli felsefik düşüncelerin bunu bulan düşünce akımları olduğunu düşünürüm her zaman. Para ve ekonomik sistemler artık kitleleri yönlendirmeye başladı. Toplumlar güçlenebileceklerini fark ettiklerinde para ve ekonomik güce sahip olmak için savaştılar, katliamlar yaptılar. Az gelişmiş toplulukları yine din gibi eski yöntemlerle nispeten daha gelişmişleri ise ekonomik baskılarla, parayla kontrol ettiler. Sanayi devrimi ile sömürgecilik başladı, insanlar farklı bir köleleşme ile güç kazandırmaya başladı güç sahiplerine. Artık herkes çalışıp kendi hayatını idame ettirmeye çalışırken aslında uzaklarda birilerini güçlendirmeye başladı. Bunu yapmak için düşünce akımlarından yararlanıldı yine.

İkinci dünya savaşı öncesi dünya üzerindeki akımlar özetle; sosyalizm/komünizm, anti-komünizm, ekspansiyonizm (emperyalizm ve kolonileşme), Militarizm, Faşizm, Nasyonalizm ve Irkçılık. Bu akımların hepsinin amacı kitleleri, gücü (Ekonomik güç) istenilen yere ulaştırmaları için ortak düşündürme özelliğine sahip olmalarıdır. Toplumların farklı özelliklerine cevap verebilecek şekilde düzenlenmeleri ile ayrılırlar.
En sonunda başlığın konusuna gelirsek. ABD; kendi kendine yetebilen süper güç olarak emperyalizm ile dünyanın diğer tarafındaki ekonomik pastadan pay almak hatta pastanın sahibi olmak, Doğu bloğuna karşı kendine müttefik bulmak için: anti-komünizm emperyalizmden ve daha bu düşünceleri dayatmak için militarizmden yararlandı. Almanya; çok gelişmiş sanayisi ve halkının çalışkanlığını daha da güçlendirmek için, ırkçılık ve faşizm, sanayisinin yan ürünü olan savaş gücünden yararlanmak için militarizmden yararlandı. İngiltere ve Fransa, birinin ada ülkesi olması ve köklü geçmişi ile beraber ikisinin de sanayi devrimini sağlıklı geçirmesi ile kaynak ihtiyacını ve fazlasını hızlı bir şekilde sağlaması için; kolonileşme ve militarizmden yararlanmıştır.

Burada amaç ve kilit nokta, daha önce bahsettiğim gibi yine ekonomik güç ve kaynaklara sahip olma. Tüm çabaların artan tansiyon sonrası patlaması ile 2. dünya savaşı yaşandıktan sonra bahsettiğim ülkelerin hepsi de amaçlarına ulaşmış gibi görünüyor. Ama bütün bu olaylarda şöyle bir durum söz konusu; İkinci dünya savaşının en önemli sebeplerinden olan sanayi devriminin, ikinci dünya savaşı sonrası izleyen muazzam bir teknolojik devrim almış durumda. Teknolojik devrim beraberinde birçok şeyi getirdi. Bunlardan en önemlisi, askeri teknolojinin daha önce tahmin edilemeyecek derecede artmış olması. İkinci dünya savaşında pik noktasını yaşayan tank teknolojisinin ardından gelişen her şey politik güç olarak kullanılmaya uygun biçimde gelişmiştir. Atom bombasından, füze kalkanlarına, askeri jet elektronik sistemlerine bütün bu askeri teknolojiler, diğer ülkelere politik sebeplerle "kısıtlanarak" diğer ülkelere verilmiş kimin üzerinde hangi noktadan güç sağlanması gerektiğine karşı özenle düzenlenmiştir. Örnek olarak Türkiye'de bulunan Atom bombalarını verebiliriz. Atom bombaları Türkiye’ye ABD tarafından konuşlandırılmış ancak kullanımı ABD'nin elinde tutularak hem müttefik olarak Türkiye'nin korunduğu görünümü altında ABD'nin orta doğudaki siyasi gücünü muazzam biçimde artırmıştır. Ya da Rusya'nın S300 füze kalkan sistemini İran'a büyük baskı karşısında vermemesi buna işaret edebilir.

Sonuç olarak ABD'nin 1929'da yaşadığı büyük buhran döneminden sonra ortaya çıkan iki eğilimi mevcuttur. Birincisi, kendisine rakip olabilecek toplumları, rakip olma durumları ortaya çıkmadan önce engellemek -ki bu uzun dönemli planlar yapma gerekliliğini ortaya çıkarmıştır- ve piyasalarda kendi bastığı Amerikan Dolarına olan rağbet'i düzenlemek. Bunun sonucunda ABD ülkeleri ekonomilerini serbest piyasaya açmak için baskı altına almaktadır. ABD kendi içinde aşırı tüketim yapan halkına kaynak ve parayı bir şekilde sağlamak durumunda olduğunu çok önceden fark etmiştir. Bunun için de maalesef her türlü yola başvurmaktan çekinmemektedir. 1940'larda altının bir ons'unu 35$'a sabitlemiş Federal reserv ve IMF'yi kurarak, uluslararası alanda dolara bir değer belirlemiş, halkının altın'a sahip olmasını yasaklamış ve dolayısı ile "kendi bastığı" doların değerini belirlemiştir. Dolar'ın aslında yalnızca bir kâğıt parçası olduğunu fark eden dönemin Fransa hükümet başkanı Charles de Gaulle, hazinesindeki doları ABD'ye göndererek hazine bono kağıdı yerine altın talep etmeye başlayınca bu sistem çökmüş ve Nixon'un önderliğinde dolar ve altın bağı koparılmıştır. Bunun sonucunda bir hafta önce 350 dolar ile 10 ons altın alabilirken, haftanın sonunda 2 ons altın almak için 350 dolara ihtiyaç duyulmaya başlandı. 1980'lerde dolar fiyatları 400$'a kadar çıkınca Doların gücünü artırmak için ABD, faiz oranlarını artırma yoluna gitti. Öyle ki Serbest piyasaya açılmadan önce Japonya'da Bankada para tutmak için üstüne para ödemeye gerek duyulurken, ABD'de faiz oranları 5-6%ları bulmuştu. Bu hamle ile Japonya'da Tokyo iş merkezlerinin bulunduğu bölümün gayrimenkul değerleri ABD'nin Kaliforniya eyaletinin toplamına eşit olacak kadar değerlenince, ABD Japon parasının da kendi bankalarına akmasını sağlamak için çok büyük bir baskıyla Japonya’da da serbest piyasa hareketlerinin açılmasını sağlamak zorunda kaldı.

Ne kadar dikkatinizi çekti bilmiyorum ama petrol fiyatları şu anda dolar/varil olarak hesaplanmaktadır. Saddam'ın petrolünü Euro üzerinden satmaya kalkması sonunu hazırlayan en önemli etkenlerden biri olmuştur. Sonuç olarak kapitalizmin ABD versiyonunda sistem, "Benim ürettiğim kağıt parçası olan dolar dünyada değer belirleyici olmalı", "Ben bu piyasa hareketlerinden elde ettiğim gelirle dünyanın her bölgesinde ekonomik ve askeri gücümü sağlamlaştırmalıyım" ve "yaptığım uzun planlar çerçevesinde kendime rakip olabilecek olan devletleri güçten düşürebilmeli, yararıma kullanabilecekleri de manipüle edebilmeliyim". Nitekim bu amaçlarına ulaşmak için gerekli her yolu kullanmaktan çekinmeyerek, kendi halkını dahi 11 Eylül'de olduğu manipüle ederek, Afganistan ve Irak işgalleriyle nispeten başarıya ulaşmıştır. Günümüz dünyasında petrol rezervi açısından en zengin olan ülke Suudi Arabistan, Ardından İran ve 3. olarak da Irak'tır. Suudi Arabistan zaten iktidar hesaplaşması içinde ABD'nin kuklası, Irak ise Amerikan toprağı durumundadır. Afganistan’ın önemi Rusya'dan gelen doğal gaz boru hatları üzerinde bulunması ve Doğudaki Çin tehdidine karşı kale olabilecek olmasından gelir. İran ise gelişen politika ile işgale dünya ve ABD gözünde hazırlanmaktadır.

Buradaki en önemli faktör ise Çin. Çin tehlikesine karşı ABD, eski gücünden nispeten uzakta olsa dahi Rusya'yı bile kendi tarafında kullanma çabasına girmektedir. Çinin en önemli gücü ve en zayıf noktası maalesef aynı özelliği olduğu için, Çin dünya için tehlike içeren bir güç olmaktan maalesef uzaklaşamamaktadır. Bu özellik Çinin aşırı nüfusudur. Geçtiğimiz 50 yıl içinde Çin, son derece akıllı politikalar ile bu gücünü aşırı derecede artırmayı başarmıştır. Kendi halkını baskı altına tutarak kaynak tasarrufuna sahip olmuş ve çin piyasasında iş yapmak isteyen yabancı şirketlere Çin ortak bulma koşulunu koyarak batı teknolojisine aşinalığı ve neticesinde de bu teknolojiyi yakalamayı başarmıştır. Teknolojik gelişme de günümüz dünyasında politik güce işaret ettiğinden bunu da geçerli ve etkileyici bir şekilde ortaya koymayı başarmıştır. Bunu da şöyle örnekleyebiliriz; hepimizin hatırladığı, Çin'in kendi uydusunu dünyadan attığı füze ile vurması, büyük sansasyon yarattı. Bunun altında yatan ise ABD uydularının istihbarat ve vurucu güçlerinin Çin üzerinde etkisi olmadığının gösterilmesidir ki bu Çin'in bugün tüm dünyada süper güç olarak tanımlanmasının en önemli sebeplerindendir. Ama aynı zamanda enerji yoksunu Çin, sansür ve baskıcı yönetimle halkının kaynak kullanmasını engelleyerek kaynak ihtiyacını ne kadar azaltırsa azaltsın, bu büyük nüfusu besleme ve su kaynaklarına ulaşımını sağlamak durumunda olduğunun farkındadır. Aç kalmış bir Çin devletinin ABD ve başka devletler için ne kadar büyük bir tehdit olduğunun farkında olan devletler Çin'e belirli bir saygı ve taktikle yaklaşmaya başlamışlardır.

Çok boyutlu dünyanın bir diğer örneği de çini kendi içinden rahatsız etme politikalarının devletlerden bağımsız görünse de günlük hayatımızda uygulamada olduğunu fark etmekten geçer. Bundan yaklaşık 1 ya da 2 hafta önce facebook sahibi Mark Zuckerberg Çin'e gidip, facebook'un Çin’de kullanıma açılması için büyük bir çalışma başlattı. Belki çok küçük görünen bir ayrıntı ama minik bir hamle dünyayı değiştirebilir, bunu da fark etmiş olmamız gerekir şimdiye kadar. ABD halkının yaşam tarzının sebepleri içinde eğitim ve özgürlük, beraberinde herkesin bir arabaya sahip olduğu büyük tüketimi getirdiğini düşünürsek, bu yaşam tarzının Çin'de de gelişmesi dünya kaynaklarını aşırı zorlayacaktır. Bu yaşam tarzının varlığına Çin halkını aşina etme çabası, çok büyük olacak sonuçlar doğurabilir.

Bütün bunları bir yana dünyanın aklımızda sürekli bulunan bir diğer süper gücünün de Avrupa Birliği olduğunu da unutmamak gerekir. Türkiye’yi almayacağı artık aşikâr olan AB'ye biraz yakından bakarsak, dikkat çeken en önemli unsur, Almanya olacaktır. Almanya son dönem politikaları ile, hükümetten bağımsız ve son derece sağlıklı bir dış politika izlediğini göstermiştir. Dünyadaki en büyük sorunlardan biri olan enerji sorunu üzerine yoğunlaşıp bunu çözme aşamasındaki Almanya'nın olası bir krize en hazırlıklı ülkelerden biri olacağını görebiliriz. Yenilenebilir enerji kaynaklarını son derece iyi kullanan Almanya yalnızca 2009 yılında 20 milyar dolar bu sektöre yatırım yapmıştır. Buna göre 2050 yılında, tüm elektriğin 80%'inin, kullanılan tüm enerjinin %60'ını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlaması beklenen Almanya’nın, 2050 yılında elektrik kullanımını %50 oranında düşüreceği biliniyor. Rusya'dan satın alacağı doğal gazı ABD kontrolündeki Polonya ve Ukrayna üzerinden almakta zorlandığı için Baltık denizinden boru hattı ile doğal gaz almaya başlaması, bunun yanında güçlü sanayisi ile takdir edilmeyi en çok hak eden süper güç bence.

Bütün bunların yanında Türkiye'nin önemi nedir peki? Ben cevabı kendimce vermeye çalışayım. Türkiye gücünü ne ordusundan, ne nüfusundan ne de şişirilmiş, dışarıdan gelecek sıcak paraya mahkum ekonomisinden almamaktadır bence. Bulunduğu konum itibarı ile yanlış ve eksik bilgiyle düzenlediği, aşırı hayalperest dış politikası, söz sahibi olmamasını gücüne bağlamak için köprü ülkeymiş gibi davranması vs. yalnızca geri adım atmasına sebep olmaktadır. Türkiye’nin gücü, karışık ve zayıf devletlerden oluşan orta doğuda, demokratik bir hukuk devleti olmasından gelmektedir. Kendi politikalarını üretebilecek ve bunlara ulaşmak için çaba gösterebilecek bir kurumsal yapıya sahip olmasını sağlayan Atatürk ilke ve inkılâpları bu sebeple şu anda saldırılmak istenen değerleridir Türkiye’nin. Atatürk, çok uzun zaman önce, dünyanın faşizme gittiği bir dönemde Türkiye Cumhuriyetinin demokrasisini kurumsallaştırmak amacıyla kendi partisi CHP'ye rakip olması için parti kurdurmuştur. Ankara’nın en güzel binaları bugün hala Atatürk döneminde yaptırılmış Ulus'taki binalardır. Bu durumu çok önceden fark etmiş olması bizim için bir şans olduğu kadar bunu kötü kullanmış olmamız da kendi aptallığımızdır, suçu başka yerde aramak gerekmez bana kalırsa. Hiç bir zaman unutmamak gerekir ki çuvaldızı başkasına batırmak için iğneyi de kendimize batırmak gerekir. Bugünkü, geçemeyeceğine yürekten inandığım ve ümit ettiğim son anayasanın geçmesini onaylayan anayasa mahkemesinin üyelerinden 7 tanesini eski cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer seçmiştir. Dışarıda ve içeride sağlam politikalar üretip, Atatürk ilkelerine bağlı demokratik ve hukuk devleti olma özelliğini sürdürdüğü sürece Türkiye’nin gücü hiç bir zaman yadsınmayacaktır.

May 20, 2010

Aug 5, 2009

3 of World's Problems - 08.09

1. Man Raping Man to Humiliate Them More.

I know it's a more complicated issue involving politics and indication etc. I'll try to put this as objective as i can be, to homo sapiens sapiens.
In Congo today there are rebels fighting against Congo-Rwanda military forces. they have weapons and there is little effort to stop them. (Not only by Congo or Rwanda governments but by UN too.) These rebels act extremely violent and brutal to their victims and obviously seeking more power in the society. They rape their male victims for humiliation and submission.

There are also reports about, the military raping women and looting villages for money and goods. The rape clinics are overloaded and only a small percentage of rape victims come out as long as they don't have severe health problems.

The most interesting part is "One mother said a United Nations peacekeeper raped her 12-year-old boy. A United Nations spokesman said that he had not heard that specific case but that there were indeed a number of new sexual abuse allegations against peacekeepers in Congo and that a team was sent in late July to investigate." - The New York Times 08\09\09.

So these people are so desperate and helpless they don't even know where to turn. And unfortunately very little people know about this around the world and even less people care. This happened in Rwanda, Uganda and other African countries before and maybe someone is trying to keep area as it is for easier ecosystem domination.

2. Hunger / Waste

"The new study, from the University of Arizona (UA) in Tucson, indicates that a shocking forty to fifty per cent of all food ready for harvest never gets eaten.

Timothy Jones, an anthropologist at the UA Bureau of Applied Research in Anthropology, has spent the last 10 years measuring food loss, including the last eight under a grant from the US department of agriculture (USDA). Jones started examining practices in farms and orchards, before going onto food production, retail, consumption and waste disposal.


What he found was that not only is edible food discarded that could feed people who need it, but the rate of loss, even partially corrected, could save US s.consumers and manufacturers tens of billions of dollars each year. Jones says these losses also can be framed in terms of environmental degradation and national security."
- reference.

And not only US Europe is aware of it too, even though there is only little effort and that is by non-governmental organizations. i.e

Tips and recipes to reduce food waste - Love Food Hate Waste

On the other hand;

"There were 923 million hungry people in the world in 2007, an increase of 80 million since 1990, despite the fact that the world already produces enough food to feed everyone - 6 billion people - and could feed double - 12 billion people. On the average, a person dies every second as a result of hunger - 4000 every hour - 100 000 each day - 36 million each year - 58 % of all deaths (2001-2004 estimates). On the average, a child dies every 5 seconds as a result of hunger - 700 every hour - 16 000 each day - 6 million each year - 60% of all child deaths (2002-2008 estimates).

I can't seem to think of a reason for why we are doing this to our own species, maybe the world is not one big ecosystem for the humans, we are only evolved enough to concentrate in our little ecosystems problems cooperatively and not even quite successful at it yet.

3. Equality of Rights
I know you won't but I think it is a good idea to look at these statistics about what your kind is doing in it's extremely complicated ecosystem and think of what would happen if everything was equally distributed and there wasn't any unnecessary expenses on food, war or luxury. Because we are all human and we all can have an idea of human capacity for further evolution (Maybe a social) just by looking into your own head.

Edit: Love is crucial.

Apr 26, 2009

Kısa Film Silsilesi

Bir kaç kısa film paylaşarak devam etmek istedim blog hayatıma.

Chicken A La Carte
Yönetmen: Ferdinand Dimadura
Küreselleşme ile ortaya çıkan açlık ve fakirlik konusunda aslında bilip de bilmemezlikten geldiğimiz bir konuyu film haline getirmiş yönetmen. "Açlık, Yiyecek ve Lezzet" konulu 2006 Berlin Kısa Film Festivali birincisi.




Black Button
Yönetmen: Lucas Crandles

Birkaç ödül kazanmış beklenmiyecek kadar basit ama etkili bir film.


Piece of Mind
Görüntü: Ori Ben-Shabat

Çok çok güzel lan. Vancouver Film Okulu öğrencilerinin çalışmalarından biriymiş bu film. Dijital sanat yapmış genç.




10 Minuta
Yönetmen: Ahmed Imamovic

10 dakika avrupanın en iyi kısa filmi seçilmişti ama ne zaman olduğunu bilemiyorum. Ben ilk izlediğimde dağılmıştım ama neden olduğunu bilmeden.



Gülümse / Smile
Yönetmen: Hasan Tolga Pulat

Bir tane de türk kısa filmi.


Apr 13, 2009

What do I know

Karşı cins olan hatun kısmı ile ilgili şoke edici açıklamalarda bulunmaya karar verdim, nitekim bunu "durumlar" üzerine yapacağım, umarın gençsinizdir ve bu durumlarla karşılaşıyorsunuzdur. Ben bugün birden fazlası ile karşılaştım çünkü... 

Durum Bir: Sizin karşınızdaki hatuna verdiğiniz ilginin onunkinden biraz daha fazla olması ile ilgili bu durumun gelişmesi, benim durumumda, ben aşığım ona, dünyanın en boktan insanı ile en boktan ilişkisi içinde en boktan karakteri haline gelse bile onun bana hissettirdikleri için herşeye değebilecek karakter yerine koyuyorum onu, öyle olmama olasılığı yüksek olsa bile...

Şöyle ki, sizin kendisini beğendiğini hissettiği anda değişir herşey dişi insanlar için. (Nitekim onun için de değişti artık.) Bu durum uygun bir temel değildir uzun ve güzel olmasını istediğiniz ilişk için. Dişi insanların hayalindeki ilişki, çok kabaca, kendilerinin çok seveceği, geniş omuzlu, onlara tamamen sahip çıkıp koruyacak, asıl sevgiyi kendilerinin vermek istediği erkek modelidir. Erkeğin verdiği sevgi onların sevgisine karşılık olduğu sürece yeterli ve mükemmeldir, onlardan daha fazla seven ve ilgi gösteren erkek özelliğini kaybedecektir maalesef. 

Tabiki bu durumda en doğru olan, yanında olduğunuz her an heyecanlandığınız kişiliğe, özellikle sizi kısmen reddetmişse, olan ilginizi minimum göstermek ve ne yapıyorsanız onu yapmaya devam etmektir en makbul olan. Eğer biraz olsun ilgi görüyorsanız karşılaşacaklarınız;

- Ne yaptığınızı kontrol etmeye yönelik kısa çaplı bakışlar
- Sizinle göz göze hem gelip hem de gelmeme çabası.
- Alakasız boktan sohbetler
- Etraftaki insanlarla olan konuşmaların size göre düzenlenmesi
- Diğer erkek kişiliklerle olan gereksiz konuşma seansları

Durum 2: Çevrenizdeki hatun kişinin size olan ilgisi çok, sizin ilginiz az ise karşılaşacağınız durumdur. Bu durumda sevgilisi olmayan herhangi bir er kişi gibi sizin de tepkiniz o hatunla cinsel ya da ego tatminine yönelik bişeyler yaşamak olacaktır. Elbette karizmatik olmaya kasışınız, etkinize tepki beklemeniz, tamamen doğal olmasının yanında aslında hiç bir öneme sahip değildir çünkü bu tip hatunların sizden genel-geçer beklentileri ve ellerinde olmayan tepkileri vardır aslında

- Aslında istediklerinizi bilmelerine rağmen farklı şeyler söylemenizi istemeleri
- Onları sizden korumak isteyen bir arkadaşlarının varlığı
- Grup içinde ilginin çoğunluğuna sahip olma istekleri
- Grup içindeki diğer erkeklerin ilgisini gözünüze sokma çabaları
- En ufak ilgisizliğinizde bunu size belli etme çabaları

Durum 3: Bu durumda ise, iki taraf arasında mutual ilgi mevcuttur, bu durumda yine maalesef sizin kendinizi anlatma çabanız çok da fazla anlam ifade etmeyecektir. Çünkü aslında bu hatunlar sizi çok iyi tanıdıklarına ve sizin mükemmel olduğunuza karar vermiş olmakla beraber aslında sizin onu tanımadığınızı düşünmektedirler, hatta tanısanız çok beğeneceğinize de genellikle %100 emin olarak başlarlar herşeye. Genellikle sorunlarını, müzik zevklerini, eski sevgililerinin şerefsizliklerini, sorunlarını, diğer kızlarla olan kavgalarını, onlara yavşayan erkeklerin öküzlüğünü, şehrin boktanlığını, sorunlarını, beğendikleri filmleri, sanata olan yatkınlıklarını, sorunlarını, kıyafetlerini, beğendikleri erkeklerin nasıl olduğunu ve sorunlarını anlatmaya çok yatkındırlar. Bekledikleri tek şey ise sizin onları dinlemeniz, anlayış göstermenizdir aslında. Bunu da şu özelliklerden çözmeniz baya mümkündür

- Sizin anlattıklarınızdan çok kendi anlattıklarına önem vermeleri
- Sizi hayal ettikleri kalıba soktuklarını belli etmeleri sizden de buna uymanızı beklemeleri
- Ortamda en fazla sizinle ilgilenmeleri
- Sizin onlarla yeterince ilgilenmediğiniz durumlarda kolay vazgeçmeleri
- Sorunlarıyla ilgili akılcı olmasa bile onların önemli sorunlar olduğunu belirtecek cümleler kurmanızı beklemeleri
- İstanbulun mükemmel bir şehir olduğunu bilmenizi
- Entellektüel anlamda onlardan aşağı kalmamanızı beklemeleri

Karşı cinsin güzel ya da çirkin olması yalnızca bu üç gruplar içindeki yüzdelerini değiştirecektir maalesef. Sizin için önemli olan karşı cinsi; tavlamak, s.kmek ya da elde etmek düşüncesinden farklı olduğu zaman onlar için anlam kazanıyor olmanız da çok önemli bir gerçektir. 

Çünkü aslında en güzel olanından en çirkin olanına kadar bekledikleri; kadınlıklarının karşı cins tarafından hissettirilmesidir, sevilmek, ilgi gösterilmektir. Bunun için çok romantik olmaya, onlar için para harcamaya, ilgi alanlarını paylaşmaya da gerek yoktur aslında. Hatta birçoğunun beklentisi düşündüğünüzden çok daha küçüktür. 



Bu 3 gruba dahil olan insanların hepsinin de aslında en önemli eksiği, karşılarındaki insanı kendilerine göre yorumlamaladır aslında. Sürekli kurdukları hayallere yönelik erkekleri bulmaya çalıştıkları için kandırılmalarıdır, erkeklerin onların hayallerini tahmin edemeyecek kadar salak olduklarını düşünmek yanlışına kapılmaktır mesela. Karşılarındaki insanın değişmeyeceğine inanıp kendilerinin her an değişebileceği gerçeğini karşılarındaki insanın gözüne sokma çabalarıdır. Sorunlarının büyüklüğü ile ilişkilerinin dayanıklılığı grafiğini çizme çabasıdır sürekli.

Bana gelince, ben de kızları sevmiyorum artık, bi tanesini seviyorum hala, onun için çaba harcamanın onu rahatsız etmeyeceğinden emin olacak kadar yakın olmam bile yeter aslında çünkü diğer türlü konuşmak bile korku sebebi. Kendim gibi olmamak gibi, korkunç baya... Bi de Zbok'u seviyorum, çirkindir dedi bi arkadaşım ama olsun lan.

Apr 6, 2009

Çok Az Kaldı.



src="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&widgetID=21306181&style=metal&p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" />
Postu okurken şarkıyı da dinlemeniz ile herşey yoluna girecektir.


Gerçekten bahar geldiğinin farkında mıyız acaba? Şehrin en ortasında bile yaşarken çiçekler falan var rengarenk, henüz sinir bozucu olmayı başaramamış böcekler mesela. İnsanların gözünün içinde ışık var lan. Ağırlıklar azaldı iyice hatun kısmında, elbise ve askılı furyası ne kadar çabuk gelirse o kadar mutlu olabilmek ne güzel bişey aslında.

Akşam dışarı çıkıp bahar kokusu duyunca içmemek mümkün mü acaba sizler için, ben başaramıyorum bu aralar eve ayık dönmeyi şahsen. Abi, karanlık görünüşlü olmak için kış boyunca herşeyi yapmış kızlar bile artık dantelli hale getirdi siyah bluzlerini.

Büyük aşklar doğucak önümüzdeki haftalarda yine, enerjimiz maksimum olucak yine falan, akşamları şarap içicez hayvanlar gibi, aslında bizi sarhoş edenin bahar olduğunu farketmeden sarhoş olup tavşanlar gibi sevişcez.

En boktan hayatları yaşayanlar için bile hayat bir kuple daha güzel olucak işte, sizin için de öyle olduğunu unutmayın oldu mu?

Mar 28, 2009

Çok Acele Gelmen Lazım!



Gelmen lazım artık gerçekten. Sen yokken çok otomatik oldu hayat. Hatun kişilerinin yanında içki içmek kadar kolay olabilir mi sevgilicilik oyunu, korkuyorum ben... Çok güzel olanların biraz daha fazla ilgimi çekmesi dışında ne farkı var ki? Sen lazımsın bana, içimin yine titremesini, ne alkolün ne de kimyasalın, senin sağlaman lazım. 

Beraber dans ederiz seninle hem gelirsen, çiçek falan almam gereksiz yere ama ne zaman istersen sarılabilirsin. Valla bak... Sen sarhoş olunca ben birazcık gülerim senin dengenin azalmasına, daha çok dans ettiririm seni. Her etek giydiğinde de çok fazla beğenicem seni, yüzünü öpücem sen gülümseyince. 

Çünkü şu ana kadar anladığım en önemli şeyi açıklıyorum sana, bazı şeyler anlamını yitirirse zaten beklentisi kalmaz ki insanın. Galiba artık yitiriyorum ben bazı şeylerin anlamını. Ne kadar güzeldi el ele tutuşmak, avuçlarım terlemesin diye daha fazla stres olurdum, pozitif feedback olurdu. Şimdi aklıma elini tutmak zorunda kalacağım gelince soğuyorum etrafımdakilerden. 

Oturup yan yana şiir okuyacağız bir kitaptan mesela seninle, tek kameranın dolaştığı fransız filmleri izleyip anlamicaz, inan sen benden daha fazla duygulanıcaksın ben de çaktırmicam sana hiç bişey. "Burda bence şunu anlatmış" diye saçmalayınca gülüceksin bıyık altından. Ben yüzünü öpücem sen gülünce, şiirden de filmden de daha güzel olucak böylece oturduğumuz boktan kanepenin etrafı.

Beraber yatmak için koşarak gelicez bazen eve seninle biraz içtikten sonra. Heyecanlandığını hissedince daha çok heyecanlanıcam ben, işim bitmiş gibi hissetmiceksin. Seninle olduğum için olucak bu ama, kendiliğinden böyle. Cinselliğin benim için yine anlamlı olmasına ihtiyacım var galiba. Hatta en çok buna var ihtiyacım.

Çünkü sen hala gelmediğin için ben sana kızmaktan korkuyorum. Ya çok sinirlenirsem, sonra geldiğinde yüzüm asık karşılarsam seni. Hatta biraz sinirliyim bile anlamsızlaştırdığın için hayatımı, beklettiğin için. Biraz daha artarsa kinim, içime atamam artık, sen gelince yine bir diğer kız olursun benim için, en çok da bundan korkuyorum işte...

O değil de, kimsin lan sen? 


Mar 27, 2009

Paylaşmaya inanmak

1. Bant


Hayatım boyunca birsürü dergiyi takip ettim, hiç birinden bu kadar zevk aldığımı hatırlamıyorum. 2 aylık çıkan bant 7ytl fiyatında. Bulunması biraz zor olabiliyor maalesef. Dost kitabevinden temin edilebilir. Bir Konu, bir sanatçı, birkaç müzik, bir kaç film incelemesi, biraz festivaller gibi özetlenebilir içerik. Ama ben her sayıda ayrı birilerine aşık oluyorum dergide keşfedip. Bu seferkiler Jen Stark ve Oumou Sangare.







2. Deerhunter ve Proudpilot

Proudpilot

Son olayım indie music, bi de elektroniğe gidiyo müzik falan diye bayağı bahsetmiştim önceki ingilizce postlardan birinde, yeni keşfettim deerhunter ve proudpilot'ı. Böyle grupları keşfetmek hep mutlu eder beni ama bu sefer background müzik açlığımı bir süre dolduracak kadar başarılı buldum arkadaşları. Bir de sarhoşum agorafobik hissedesim olabilir kendimi. Proudpilot ise artık benim için çok önemli, çünkü böyle bir boşluğa sahip müziğin beni bu kadar doldurması kadar beni mutlu edecek çok az şey var, bunlardan biri de bu müziği yapan grubun türk olması.







3. Sakin

MTV'de çalan şarkılarıyla yakında çok popüler olucaklar, hatun bloglarında altında duygusal yazılarla karşılaşıcaksınız. "Seni sorana her yanım dedim" diyerek beni benden aldıysa -ki ben öküzüm- siz çok daha fazla beğenirsiniz. Bu postta, 30 saniyede "bounce back" olsanız bile kaybettiğiniz en önemli şeylerden biri olabilirler. Bence dinleyin...


Biyolojik Açılımlar (+18)

Okuyacağınız post az buçuk da olsa bilimsel nitelik taşımaktadır, dolayısı ile "nealakası var yearappim ya" bakış açısının içinizde patlaması dileği ile. Şimdi;


Öncelikle ihtisas alanım biyoloji ile ilgili olarak; farklı fizyolojik yapı, hormon döngüsü, içgüdü farklılıkları gibi sebeplerden dolayı -onlar gibi- düşünmeyi başarma ihtimalimiz maalesef yoktur. anlamaya çalışmak ta mantıksızlık olacaktır çünkü zaten farklı olmamız sebebi ile bir türün iki cinsini oluşturmaktayızdır. 

olaya sosyolojik olarak bakmaya çalışırsak da, yetiştirimeleri, hayattaki amaçları, beklentileri ve heveslerinin bizden çok daha farklı olduğu aşikardır. bir erkek olarak, sadece takı satan bir mağazada nasıl ve ne amaçla gözlerinin bu kadar döndüğünü anlayabilitemizin olacağına inanamam.

öküz erkek olarak konuyu incelediğimizde ise, "ne ayaksınız abi, bi rahat olun biz de olalım" diye seslenmek gelir içimden.

olayın içgüdüsel özü ise aslında şudur ki - aslında bundan bile bir çok güncel sorunun temelini çıkarmak mümkündür. "erkekler, türün devamlılığının sürekli olmasından sorumludur, bunun için spermlerini saçmak onla bunla yatmak isterler ve çocuğa olan ilgileri azdır. kadınlar ise, türün kaliteli devamını sağlamak ile sorumludur, seçici takılırlar yani, en iyiyi arayıp çocuklara çok daha fazla ilgi duyarlar"

budur yani, ben çözdüm olayı.


gibi bişeyler yazmışım zamanında ben sözlükte kadınları anlamamak başlığına. Ek olarak;

- Erkeklerin vücudundaki yağ oranı %10-15 iken kadınlarda %20-25 dolaylarındadır. Bunun evrimsel sebebi ; toplayıcı maymundan avcı maymuna geçiş döneminde, uzun süre bakıma muhtaç yenidoğanın yanında kalarak avlanamayan dişiler, uzun süre erkek bireylerin besin getirmesini beklemek zorunda kalabilecekleri için böyle bir adaptasyon göstermişlerdir. 


- Erkekler ne kadar öküz olurlarsa olsunlar, türün tekeşliliğinin sorumlusu sayılabilirler. Nitekim uygun taşıyıcı eş bulduklarında durulmaya müsaitken, kadınlarda daha kaliteli partner arama eğilimi bıdıbıdı kapasitesi ile doğru orantılı olabilir. 


- İnsan için sosyal ve teknolojik ilerleme, evrimden çok daha hızlı olduğu için aslında günlük hayat aktiviteleri, avcı maymun toplumlarının sosyal yaşamlarının bu zamana yansımalarıdır. İşe giden bir insanın masasının üzerine karısı ve çocuklarının resmini koyması, avlanmaya giden ve öldürdüğü hayvanı geri taşıyan insan ile ilişkilendirilebilir, ilişkilendirilmiştir. Daha da önemlisi kadınlardaki hep bedenen hem de maddi olarak olarak güçlü erkeklerin daha çekici olmaları en temel içgüdülerdendir.(Naked Ape - Desmond Morris)


- Bir kadının 15 yaşındaki bir erkeğin orgazm zevkine yetişmesi için yaklaşık olarak 29 yaşında olması gerekmektedir. Ayrıca; 
15 yaşındaki kadınların %23'ü
20 yaşındaki kadınların %53'ü
35 yaşındaki kadınların %90'ı orgazma ulaşmışlardır ancak bu rakamlar türkiyede çok düşükken aslında hiç orgazm yaşamamış ve bunun farkında olmayan çok fazla kadın vardır.

- Yetişkin bir erkek ortalama haftada 3 kez orgazm olur. ancak %7 kadarı her gün orgazm yaşamaktadır. (Her gün porno açıp takılmıyoruz yani)
En sık osbir çekilen evre 15 ile 30 arasındayken bu yaştan sonra bu sıklık giderek azalmaktadır ve arka arkaya orgazm yeteneğini de kaybeder er kişi bu yaştan sonra

- Ereksiyon halinde erkeklerin %60'ının göğüs uçları dikleşir ve daha hassas hale gelir ve birçoğu bunlara dokunulmasından hoşlanır.

- İnsan cinselliği şimdiye kadar dünya üzerinde görülmemiş kadar başarılıdır. Seksin aşamaları evrensel benzerlik gösterirken, dudak, göğüs ucu, cinsel organdaki suni islaklık ve ritmik hareketlerin verdiği zevkler için özel olarak o bölgelerde yoğunlaşmış reseptör hücreler vardır ki bu da yalnızca insanda gözlemlenmektedir. Ya da şöyle söyleyelim; Öpüşün, oral seks yapın ve partnerinizin göğüsleriyle yakın bir ilişkiye girin ki vücudunuz bundan zevk almak üzere dizayn edilmiştir. 

"Thanks to medical science, surgery and hygiene, we have reached an incredible peak of breeding success. We have practised death control and now we must balance it with birth control. It looks very much as though, during the next century or so, we are going to have to change our sexual ways at last. But if we do it will not be because they failed, but because they succeeded too well."(Naked Ape - Desmond Morris)


Aşağıdaki video ise müziği, redbird ve dandy rumuzlu hatunlar on numero olsa da pornografiktir. Yalnızca pornografinin de aslında estetik olabileceğini işarete yöneliktir.

 

Mar 20, 2009

Biraz Sanatsal Olun Gençler

Nazım Hikmet hayranıyım ben, politiğim falan. Basma pantolon altına türk yapımı kundura giymedim hiç ama kız arkadaşım vardı bir tane 2005'te pasif öğrenci eylemi için planlar kurmuş dayak yemiş, sonra nezaretten çıkınca mor çenesi ve hala rüyamda gördüğüm kanlı dudaklarıyla öpmüştü beni. Biz kalkmadık o eylemde ayağa. Oturduk hep, herkes gitti, azalınca dövdüler sonra kalktık, çok boktandı lan herşey. 

Şimdi okulu ha bıraktım ha bırakıcam. Tayyip "Ben Youtube'a giriyorum, siz de girin" deyince, içim koptu"ulan" dedim, "Başbakan kendi yönettiği ülkenin mahkeme kararına saygı duymazsa ben pasif açlık grevimle, insan hakları bildirgemle, okuduğum cilt cilt rendelenmiş bilgi kitapları, öss sorularımla beraber, fotokopicilik yapan genç çocuk kadar anlayamamışım bu dünyayı." Uç bi insanım ya, farklıyım, dünyayı daha iyi biryer yapmaya gerçekten gönül verdik ya biz,

Bi siktir git dedim kendime ilk defa...

5 çift conversim var şimdi, bir tanesi gri, yırtık falan heryeri, paçası dar pantolonlar, tek renk t-shirtler giyip barlarda çılgınlar gibi içip, clublarda patlayarak zıplıyorum. Çok kızla yattım arada. Kimi ilginç buldu, kimi de aşık oldu, kimi "güzel" dedi, kimi de "neden olmasın". Kimi beni becerdi kimini ben becerdim. Hep çalıştım bütün bunlar için ama bu sefer Amerikaya gidip çalışıcam, öylesine acayip bişi yani.

Biraz da sanatsalım ben, çok kitap okudum mesela, Cengiz Aytmatov en sevdiğim yazardır, kendimi Rusya'nın en ortadaki tarlasında ekin işçisi olarak hayal ederek uyurum bazen geceleri. Her gittiğimde "İstanbulu dinlemeye çalışırım gözlerim kapalı." Nazım Hikmet Fazıl Say Oratoryosundan şöyle bir şiir vardır mesela, araştırırım da aynı zamanda arada sırada izler heyecanlanırım falan. 



Sonra aşık oldum arada, 2 kere hem de. Birinden ben korktum, diğerininse gereksiz 2 parantez arasına koyduğu ufak "m" harfiyle o kadar heyecanlandım ki, o korktu. Ne kadar duygusaldım ben lan, güneşin 3 saatte doğuşunu izlemiştim bir kere, ağlamıştım lan, karnım patlicak gibi olmuştu mutluluktan.  Siyasiyabend'in Bilmem diye bi şarkısında ağlamıştım sonra, aşık olduğum kıza göndermiştim, "Sen beni sevmiyosun bu şarkıyı bana yolladıysan" demişti. Ben kendime ithaf etmek için ona göndermiştim aslında. Çok güzeldi elleri, parmakları falan çok küçüktü, kırmızı oje sürerdi ama, sonra da çok beğenirdi ellerini. "Çok güzel dimi ellerim?" derdi bana, içim titrerdi ya yanında olduğum için. Bilemedim ki lise kompozisyonu duygusal tasvirleri mi yapıyorum.

Neyse, sonra böyle filmmiş gibi bi kadındı diğer aşık olduğum insan. Belki de ilk defa birisini haketmediğime bile inanmış olabilirim. Yok lan, yüzseksenyedibin insanın içinde kendisi gibiydi o, ondan oldu herşey. Elim ayağım titredi yanında hep. Güzel hayalleri vardı, ben ondan çok heyecanlandım o anlattıkça, sonra hep benim hayallerimin içinde oldu işte o da. Çalışıcam ya Amerika'da, çok para kazancam dedim, "lafa bak ya" dedi. Aslında "Ben gezmeyi çok seviyorum" demişti bana, kazandığım parayla onu bi yere götürücektim ben. Mutlu olsun istedim. Yok lan, kendime yalan söyledim yine. 

Nasıl ben artık onu hiç unutmicaksam onu, o da beni, "benim şuraya beraber gittiğim" insan diye hatırlasın istedim. Israr edemedim çünkü ne olur benimle kal diye. Onun ikimiz için söyledikleri hep daha mantıklıydı çünkü. Galiba onun için daha fazla önemli olmama da gerek yok, çok sevdim ben onu ikimiz için de yeter diyerek ajitasyon show yapmak istiyorum kendime, dağılın.

Şimdi postun amacı ne? Biraz daha sanatsal olmanızı rica ediyorum sizden. En alttaki videoyu izleyin, müzikten zevk alın falan. Benim aşık olduğum kadınlarla evlenin, çocuklarınızı ince ruhlu falan yapın, eşcinsellikten korkmayın, Mugabe'nin nasıl bir orospu çocuğu olduğunu öğrenin.

Amına koyarım çünkü ben bi bok değilim ya onu farkettim o yüzden yazdım bu yazıyı, sizden sonra gelecek nesilden korkuyorum bi de. Kimsiniz lan siz bu arada, günde siteye giren 3 kişiden biri de Çek Cumhuriyetinden zaten. Neyse bu iki video güzeldir.




1800 yıl sonra Edit: Keep dancin' across the water, cortez cortez, aşık oldum Grace Potter'a... Diğerlerinize gayim.

Mar 11, 2009

Royksopp - Junior

Royksopp's latest album Junior came out at last. I didn't think they would top their best album Melody a.m. and they didn't. It seems their sound is becoming more mature though. 

Anyway this is a very good album; we'll probably hear a lot of it in this summer. Although the first single is Happy up here, you should check out This must be it, Vision one and It's what I want.  So here's the track list:













Happy up here (2:43)

The girl and the robot (4:28)

Vision one (4:59)

This must be it (4:41)

Röyksopp Forever (4:59)

Miss it so much (5:01)

Tricky tricky (5:59)

You don't have a clue (4:33)

Silver cruiser (4:36)

True to life (5:50)

It's what I want (3:36)



Click to Download

This is for advertising purposes only, buy the album.


Feb 28, 2009

The Man From Earth


Dünyanın üzerinde 14000 yıl boyunca gezmiş bir insanın 2000'li yıllarda profesor olduğu üniversitedeki meslektaşlarına yaptığı itirafı konu alan indie film. Çok başarılı.

Yapımcısı filmi internette yayınlayanlara teşekkür etmiş ben de nasibimi almak istedim teşekkürden.


Feb 24, 2009

Mutluluk



Toplum, özellikle de bizim toplumumuz, bizim sürekli mutlu olmamız için sebepler koyar önümüze. Bebeklikten, yaşlılığa kadar hepimizin hayalleri vardır, birçoğuna ulaşır, bunun en az on katına ulaşamayız. Nitekim, toplum, bilerek ve isteyerek ulaşmamızı engeller hayallerimizin hepsine. Ortada kurulu bir düzen, evrensel bir komplo olduğunu farketmememiz için çabalayan insanlarla, tabularla doludur etrafımız.
 
Hayatı daha karmaşık hale getirmekten başka hiç bir şeye yaramayan bir çok konuda kusursuzluk ararken toplumlar, tek ve nihai amaç olması gereken “mutluluk” konusunda “birçok küçük mutluluğa sahip olmak, büyük mutluluğu bekleyerek ölmekten iyidir” yalanını döndürürler etrafımızda. 

Hayatta tam anlamıyla mutlu olan bir insan görmeniz çok zordur. Eğer bir kaç kişiyi görürseniz bile emin olun ki onların da içinde en az sizde olduğu kadar çok sıkıntı vardır. Ben tam anlamıyla mutluyum diyen tanıştığım bir insanı anlatayım size.Adı, John Purcell’di Alaska’da karşılaştım kendisiyle. Kendisini incile adamış 17 yaşında bir çocuktu. Ben onunla tanışmadan önce lise hayatını bir sene bekletip kendini incili anlamaya adamış, tevrat da dahil olmak üzere hemen hepsini ezberlemiş, tanrıdan uzaklaştığına bir an bile inanmamış, bütün bunların yanında son derece iyi yürekli ve yardımsever bir hayat süren bir çocuktu. Neredeyse fanatik hristiyan bir aileden geliyordu ve ailesiyle –elbette- çok iyi bir ilişkisi vardı. Işte bu arada, benim Oscar Wilde okuduğumu görüp yanıma geldi, felsefenin ölü olduğunu, tek mutluluğun tanrı olduğuna ant içerek, sıradan ve güzel bir nutuktan sonra kendisine bakmam ve örnek almam gerektiğini, isa’nın yolundan şaşmamış bir kul olarak mutlak beyazlığı yaşadığını, sonsuz rahatlık ve mutluluğu kalbinde (kalbine giren kutsal ruh sayesinde) taşıdığını açıkladı.
Bir kelimesine bile inanmadım.
Sonra bir gün okula gelmemeye başladı. 4,5 gün sonra sararmış bir suratla karşıma çıktığında sordum neden okula gelmediğini. Cevaplamadı. On kez zorladım, cevaplamadı. Ben de tahmin etmeye çalıştım. Kendisi, isa huzurunda asla yalan söyleyemediği için tahminlerim doğruysa cevaplamak zorunda kalıyordu neyse ki. En sonunda tamamıyla anlattırdım da olayı.
Okulda, cadılar bayramı dolayısı ile herkesin farklı kostüm giydiği bir gün, kızın biri –ki ben de hatırlıyorum, çok beğenmiştim, çok açık bir fantazi hemşiresi kıyafeti giymişti okula gelirken. John da dayanamamış ve eve gidip mastrubasyon yapmıştı. Sonra okula gelmediği süre içinde sadece su ve kuru ekmek yiyerek kendisini cezalandırmış, üstüne isa tarafından ziyaret edilmiş(!) ve henüz affedilmeyeceği haberini almış, allak bullak olmuştu.

John’un bir daha asla tam anlamıyla mutlu olabileceğine inanmıyorum. koşulsuz mutluluğa dinle ulaşamayacağını anlayan bir insanın dindar kalmaya devam etmesinin tek sebebi koşulsuz mutluluğu öldükten sonra yakalama umudunu da sadece dinin vermesidir.

Şunu anlatmaya çalışıyorum; koyunlar bir ömür boyu mutlu yaşasalar bile, kesilecekleri an tüm hayatları boyunca kandırıldıklarını farkederek ölürler. Ne düşündüğünüzü tahmin ediyorum: “böyle bir örnekle neyi ispatladığına inanıyorsun, gerçekten mutlu olduğuna benim de inandığım bir çok örnek verebilirim” diye düşünüyorsunuz. Öyleyse ben de size şunu söylüyorum.

Tüm hayatınız boyunca mutlu olmanın tek yolu; hayatla hiç bir bağınızın ve anlayışınızın kalmamasıdır. meczup olmakla mutlu olabilirsiniz mesela ama hayatta "en yüce" diye nitelendirilen "aşk", "sevgi", "sanat eserleriyle karşılaştığınızda hissettikleriniz" gibi duyguların hepsi sizi elinizdeki mutluluğu kaybettirecek bir sonraki düşünceye yöneltecektir.

Peki ne yapmalı?
Hiç bir şey yapamazsınız. Yalnızca neyi elde edemeyeceğinizden tam olarak emin olursanız, ona ulaşmak için çaba sarfetmekten vazgeçer, aslında peşinde olduğunuz şeyin anlık tatmin olduğunu anlarsınız. Hayatta olabileceğiniz en iyi şey, ne zengin olmak, ne iyi bir eşe sahip olmak ne de şan şöhrettir. Eğer hayatta tam anlamıyla gerçekçi olabilirseniz olabileceğiniz en iyi şeyi olmuşsunuzdur. Ondan hemen sonra da pragmatik olmak gelir –ki o da bonustur.

Feb 22, 2009

How to Save the World pt.2

We are now living in a world of inadequacies. If you are lucky enough to live in a first world country than you are able to have a decent life without trying too hard. Everything seems to get easier when you can earn enough money to support a family without working your ass off. I don't really want to sound too much like Zeitgeist or anything but that is a fact that it's almost we're living somebody else's lives. We are not really sure about what's happening in other continents, how people get by? Trying to make something for some profit either it's hard labor or something extra creative and sell it to some company for them to sell it to someone else for a much bigger profit. 
We seem to forget it's individuals creating to society, not the society creating the individuals.

But for the last 12 years, there is a major change in our lives, i know we all take it for granted now and don't understand how important it is, i happen to believe it's one of the only good things concerning the human development in the last century. It's internet. 

So now you are reading a totally random persons thoughts living a normal life in a very far away country. Something that was much harder to do 15 years ago. You can now connect to pretty much anyone on the planet within seconds now. More importantly, you can put your thoughts, ideas for anyone to see too. This would seem like sci-fi 50 years ago. And even more importantly, internet has come to be this huge database where you can educate yourself, grow ideas from, understand and archive anything you want.

Now let's step back a little and think about a little 8 years old kid, living in a small village in middle east or africa. All he knows about this world comes from his parents, his teachers, village elders, t.v that's showing lots of commercials very few educational programs. 

Much different than life of a kid in New York, U.S yet a lot more common in our world. This is not fair, it angers me even to think about the capacities that could make a change has to go to waste just because they are not given the chance to improve themselves.

There is a chance of fixing this though. I'm really enthuiastic about this, even it way too much optimistic, i do think it can happen. Now let me explain the 2 steps to this.

Step 1: There is a technology of distributing internet via electricity. You can check out about this here, here and here.

Step 2: You've probably heard about the One Laptop Per Child (OLPC) campaign as it was all over the news for some time. This is a great project and I've following the results, and it does seriously work. You can checkout about this project on wikipedia or their homepage. Basically one laptop costs $199 which is very cheap and also you can get one and give one for $399. "One Laptop per Child is not about a machine it's about a movement" they say on their webpage and i think this could actually make a change in someone's life. 

I'm not going to go on and on about; if US spent %10 of what it spends on war everychild could have one of these laptops etc. What I 'll say is; it's one of the things that matters to someone. It's about evening the circumstances. 

Now, put these two steps together. We could have everyone can go online. Everyone could have a huge library in their rooms. When I talk about this; people usually tell me; "Well, if you give a laptop and an internet connection to a kid in Iraq, he would probably spend all his time looking up porn or sell the laptop for some money and forget about it." That response infuriates me actually. This is about giving a chance to an individual, not about trying to educate him yourself. It's up to them to make something out of the opportunity but it's a human right to "have" the opportunity.

Anyway, whatever anyone thinks, at least I have a plan, and I have contributed in it. That's what you should be doing too.

Feb 21, 2009

How to Save the World

With the popular problems of Global Warming and loss of naturel resources, humankind started to do some thinking recently. There are many approaches to how to solve the problems and i believe numerous scientists are working on raising the carrying capacity of earth for humans. Here is my tiny point of view about saving the world.

Well, if we observe an animal population on its own nature, the population is naturally decreased when it reaches the carrying capacity. For humans though, we raise the carrying capacity with agriculture, livestock production, poultry etc. We use up anything to feed the population thus destroying the nature, causing genetic hybridization, using way too much pesticides, cutting trees down, polluting fresh waters etc. 

As you have all heard it's said that drinkible water will be one of the biggest issues in middle east in the next 50 years. The diminishing of the ozone layer cancer will start to take many lives. The search for answers for these problems is nothing but trying to raise the carrying capacity of our humble population. They may or may not work, but there is an inevitable reality; "We will reach that point someday".

I don't find this sad or bad. It's the truth of nature and as much as i value an individuals life, i value the species more. You see, as these so called bad things happen, homo sapiens will not go extinct. There will be a big decreasing in the population but the remaining will be stronger and have better chance grow out of the ashes, so to say.

If we gain the consciousness of the inevitable, there is a whole new area to think about. Instead of trying to change the enviroment to feed more people, it's people we need to focus on changing. It's very important actually. If it's the exponential increase in the population that will harm the humankind most of all, how can you educate people to now have more than 2 babies? (Equals the number of adults in a family) Don't forget that if you are reading this, you are one of the lucky %10 percent of world population, how can everyone on the surface of earth get closer to having the same conditions? For this to get answered there are some concepts we should know about, and the technology of course. 

Consider this post an opening, i'll continue saving the world in the next post.